İçeriğe geç

İŞ MAHKEMELERİ KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ NELER GETİRİYOR?

İŞ MAHKEMELERİ KANUNU TASARISI TASLAĞI
Amaç
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, iş mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama
usulleri ile zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri düzenlemektir.
İş mahkemelerinin kuruluşu
MADDE 2- (1) İş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu
görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum
görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı
Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir.
(2) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde iş mahkemelerinin birden fazla dairesi
oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. İhtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen
işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.
Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır.
(3) İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava
ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, bu Kanundaki usul ve esaslara göre bakılır.
Zorunlu arabuluculuk
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacağı ile
işe iade talebiyle açılacak davalarda, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurmak
zorunludur. Aksi halde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115
inci maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmüne göre işlem yapılır.
(2) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim
yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan
yerlerde ise adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh
hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılır.

(3) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarıncaarabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgilikomisyon başkanlıklarına bildirir. Arabulucu, bu listeden taraflarca belirlenir. Taraflarınherhangi bir arabulucu üzerinde anlaşamamaları halinde görevlendirme, arabuluculuk bürosu tarafından yapılır.

(4) Arabulucu her türlü iletişim vasıtasını kullanarak tarafları görevlendirme
konusunda bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. Arabuluculuk müzakereleri sonucunda
son tutanağı düzenler, görüşmelerin tamamlandığını arabuluculuk bürosuna derhal bildirir ve
son tutanağın bir örneğini gönderir.
(5) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde
sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir.
(6) Tarafların arabulucu huzurunda anlaşmaları halinde, arabuluculuk ücreti,
Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça
taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki
saatlik ücret miktarından az olamaz. Tarafların arabulucu huzurunda anlaşamaması halinde
ise, arabuluculuk görüşmelerinin ilk iki saatlik bölümü Hazineden, iki saati aşan kısmı ise aksi
kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin Birinci
Kısmına göre karşılanır. Hazineden karşılanan ve taraflarca ödenen arabuluculuk ücreti,
yargılama giderlerinden sayılır.
(7) Geçerli bir mazeret göstermeksizin arabuluculuk görüşmelerine katılmayan taraf
2/19
son tutanakta belirtilir ve davada lehine karar verilmiş olsa bile, yargılama giderinin tamamını
ödemeye mahkûm edilir.
(8) Arabuluculuk ücretini karşılamak için adli yardıma ihtiyaç duyan taraf,
arabuluculuk bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk hâkiminin kararıyla adli yardımdan
yararlanabilir. Bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334 ila 340 ıncı maddeleri
kıyasen uygulanır.
(9) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından, son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar
geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
(10) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde 6325
sayılı Kanun hükümleri uygulanır.
(11) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk
görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat zorunluluğu
MADDE 4- (1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda,
hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç
olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur.
Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan müracaata altmış gün
içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi
için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek
süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
(2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti
talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine
davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa
dâhi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten
sonra uygulamakla yükümlüdür.
İş mahkemelerinin görevi
MADDE 5- (1) İş mahkemeleri;
a) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar
Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanuna, 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz
İş Kanununa, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098
sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet
sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle
sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hak iddialarına ilişkin hukuk uyuşmazlıklarına,
b) Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal
güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklardan doğan davalara,
c) 5953 sayılı Kanun ve 854 sayılı Kanun ile 4857 sayılı Kanundan kaynaklanan idari
para cezalarına ilişkin itirazlara,
ç) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin
dava ve işlere,
bakar.
Yetki
MADDE 6- (1) İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek
veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.
(2) İş mahkemelerinde açılacak davalar, işin yapıldığı yer mahkemesinde de açılabilir.
(3) Diğer kanunlarda yer alan iş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklıdır.
3/19
(4) Mahkeme yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yetkili olup olmadığını kendiliğinden
dikkate alır; taraflar da her zaman yetki itirazında bulunabilir.
Yargılama usulü
MADDE 7- (1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.
(2) Davaların yığılması halinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü
ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.
Kanun yolu
MADDE 8- (1) Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yoluna ilişkin hükümleri, iş
mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
(2) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
(3) Davaların yığılması halinde kesinlik sınırı, her bir talep bakımından ayrı ayrı
değerlendirilir.
(4) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay
içinde karara bağlanır.
Temyiz edilemeyen kararlar
MADDE 9- (1) Diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, aşağıda belirtilen
dava ve işlerde sadece istinaf yoluna başvurulabilir:
a) 4857 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davası.
b) İşveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca işçiye
verilen disiplin cezalarının iptali için açılan davalar.
c) 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun;
aa) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında açılan davalar.
bb) 15 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında açılan davalar.
cc) 24 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları kapsamında açılan davalar.
çç) 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılan davalar.
dd) 41 inci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında açılan davalar.
ee) 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi ile dördüncü fıkrası
kapsamında açılan davalar.
ff) 53 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında açılan davalar.
gg) 71 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında açılan davalar.
Hüküm bulunmayan haller
MADDE 10- (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri
Kanunu uygulanır.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
MADDE 11- (1) 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlükten
kaldırılmıştır.
Diğer kanunlardaki atıflar
MADDE 12- (1) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 5521 sayılı Kanuna yapılan atıflar,
bu Kanuna yapılmış sayılır.
MADDE 13- 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 20 nci maddesinin birinci
ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen
sebebin geçerli olmadığı iddiası ile bildirimden itibaren, bir ay içinde işe iade talebiyle, İş
4/19
Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucu
huzurunda anlaşılamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta
içinde iş mahkemesine dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş
mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava
açılması sebebiyle davanın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun
115 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca usulden reddi halinde,
kesinleşen kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.”
“Dava iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna
başvurulması halinde, bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kesin olarak karar verir.”
MADDE 14- 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; dördüncü fıkrada yer alan “bildirim süresi verilmemiş
veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.”
ibaresi “ödenecek feshe bağlı alacak ve tazminatlar, birinci fıkra uyarınca geçersiz sayılan
fesih tarihi esas alınarak belirlenir.” şeklinde değiştirilmiş; beşinci fıkradan sonra gelmek
üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiş; mevcut altıncı
fıkranın başına “Arabulucu huzurunda anlaşmaya varılması hali saklı kalmak kaydıyla”
ibaresi eklenmiştir.
“İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı
mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilirse feshin geçersizliğine ve işe iadeye
karar verilir. Bu durumda işveren, işçiyi başvurusu üzerine bir ay içinde işe başlatmaz ise,
işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür.
Mahkeme veya özel hakem, işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aylık ücreti
tutarında bir tazminata hükmeder.
Birinci ve ikinci fıkradaki tazminatlar parasal olarak belirlenir.”
“Tarafların arabulucu huzurunda işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları
halinde, işe başlatma tarihi ile işe başlatmamanın sonuçları da belirlenir. İşe başlatma tarihi
belirlenmemiş ise anlaşma tarihinden itibaren bir ay içinde başvuru şartı aranmaksızın işveren
işçiyi işe başlatır. İşe başlatmamanın sonuçları belirlenmemiş ve işçi işe başlatılmamış ise
birinci ve ikinci fıkrada belirtilen tazminatların ödenmesi mahkemeden talep edilebilir. Bu
durumda birinci fıkrada düzenlenen tazminat, işçinin altı aylık ücreti tutarından az olamaz.
İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması halinde ise fesih geçerli hale gelir.”
MADDE 15- 4857 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“Zamanaşımı süresi
EK MADDE 3- Yıllık izin ücreti ile aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi
iki yıldır:
a) 1475 sayılı İş Kanunundan kaynaklanan kıdem tazminatı.
b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.
c) Kötüniyet tazminatı.
d) 5 inci maddede düzenlenen eşit davranma ilkesine aykırı davranılmasından
kaynaklanan tazminat.
Zamanaşımı süresi, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İşe
iade talebiyle arabulucuya ve mahkemeye başvurulması halinde zamanaşımı süresi kesilir.”
MADDE 16- 4857 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 7- Kanunun ek 3 üncü maddesi hükmü, anılan maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten sonra gerçekleşen fesihlerden kaynaklanan ücret ve tazminatlar hakkında
uygulanır.”
5/19
MADDE 17- 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “gerçekleştiren,”
ibaresinden sonra gelmek üzere “tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde
çözüm önerisi getiren,” ibaresi ve (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş
ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
“e) İdare: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde belirtilen kamu, kurum ve kuruluşlarını,
belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve
idareleri,”
MADDE 18- 6325 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
“taraflar da” ibaresi “taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 19- 6325 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan
“arabulucular,” ibaresinden sonra gelmek üzere “uzmanlık alanı dâhil” ibaresi ile maddeye
aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Daire Başkanlığı, arabulucuların uzmanlık alanlarını ve uzmanlığa ilişkin usul ve
esasları belirlemeye yetkilidir.”
MADDE 20- 6325 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde yer alan “vekilleri” ibaresi
“avukatları” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 21- 6325 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“(6) Arabuluculuk müzakerelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları
aracılığıyla katılabilirler. Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de
müzakerelerde hazır bulundurulabilir.
(7) Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile
hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil
eder. Komisyon üyeleri arabuluculuk müzakereleri sırasında aldıkları kararlar ve yaptıkları
işlemler nedeniyle, görevinin gereklerine açıkça aykırı davrandıklarının mahkeme kararıyla
tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu tutulamazlar. Komisyon, arabuluculuk
müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.
(8) Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde arabulucu bir çözüm
önerisinde bulunur.”
MADDE 22- 6325 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde
yer alan “veya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince uzlaşma
kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 23- 6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında
taraflarca dava açılamaz.”
MADDE 24- 6325 sayılı Kanunun 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı
ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon
başkanlıklarına gönderir. Bir arabulucu, en fazla üç komisyon listesine kaydolabilir.”
6/19
MADDE 25- 6325 sayılı Kanunun 28 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve
kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlık tarafından uygun görülen
adliyelerde arabuluculuk büroları kurulur. Adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu
tarafından, münhasıran bu bürolarda çalışmak üzere bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar
personel görevlendirilir. Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar.
Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde bu büroların görevi, adli yargı ilk derece
mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri
müdürlüğü tarafından, ilgili hâkimin gözetim ve denetimi altında yerine getirilir.”
MADDE 26- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi uyuşmazlığı iki
ay içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 27- 6356 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesince on beş gün
içinde kesin olarak karar verilir.”
MADDE 28- 6356 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye
mahkemesi kesin olarak karar verir.”
MADDE 29- 6356 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının son
cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye mahkemesi on beş gün
içinde kesin olarak karar verir.”
MADDE 30- 6356 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin altıncı fıkrasının dördüncü ve
beşinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mahkemece verilen karar hakkında, ilgililerce veya Bakanlıkça istinaf yoluna başvurulabilir.
Bölge adliye mahkemesi istinaf talebini on beş gün içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 31- 6356 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve karar hakkında
istinaf yoluna başvurulduğu takdirde bölge adliye mahkemesi tarafından on beş gün içinde
kesin olarak karara bağlanır.”
MADDE 32- 6356 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi uyuşmazlığı iki
ay içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 33- 6356 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü
cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
7/19
“Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde
kesin olarak karar verir.”
GEÇİCİ MADDE 1- (1) 5521 sayılı Kanun gereğince kurulan iş mahkemeleri, bu
Kanun uyarınca kurulmuş iş mahkemeleri olarak kabul edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten önce açılmış olan davalar, açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam olunur.
(2) Bu Kanunun zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe
girdiği tarih itibariyle ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda
görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz.
(3) Başka mahkemelerin görev alanına girerken bu Kanunla iş mahkemelerinin görev
alanına dâhil edilen dava ve işler, iş mahkemelerine devredilmez; kesinleşinceye kadar ilgili
mahkemeler tarafından görülmeye devam olunur.
Yürürlük
MADDE 34- (1) Bu Kanunun;
a) 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16 ncı maddeleri ile geçici 1 inci
maddesi 1/1/2017 tarihinde,
b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 35- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
8/19
GENEL GEREKÇE
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre 2015 yılı sonu itibariyle 15
milyona yakın işçinin ve 1 milyon 700 bini aşkın işyerinin bulunduğu Ülkemizde, işçi ve
işveren arasındaki uyuşmazlıklar, hem çalışma hayatının hem de yargının gündeminde önemli
bir yer tutmaktadır. 2015 yılı sonu itibariyle ilk derece mahkemelerindeki 3 milyon 400 bin
civarındaki hukuk uyuşmazlığının yaklaşık yüzde 18’i; Yargıtay’daki 750 bin civarındaki
hukuk uyuşmazlığının ise yaklaşık yüzde 30’u iş hukukundan kaynaklanmaktadır.
2015 yılı sonu itibariyle faaliyette olan 293 adet iş mahkemesinde 356 iş hâkimi görev
yapmakta, 767 asliye hukuk mahkemesi, iş mahkemesi sıfatıyla iş uyuşmazlıklarını
çözmektedir.
Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre iş davalarının yıllık ortalama
görülme süresi 2010 yılında 466, 2011 yılında 488, 2012 yılında 483, 2013 yılında 381, 2014
yılında ise 417 gün olarak karşımıza çıkmaktadır.
1950 yılından beri uygulanmakta olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bugüne
kadar yedi kez değiştirilmiş ve Kanunun yedi maddesi hakkında Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal kararı verilmiştir. Ayrıca, İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesinde yer
alan, tefhim veya tebliğden itibaren sekiz gün içinde kanun yoluna başvurulabileceğine ilişkin
hüküm, 2011 yılında kabul edilen ve yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanununun öngördüğü kanun yoluna başvuruya ilişkin hükümlerle uyumsuzluk arz
etmektedir. Bunun gibi, İş Mahkemeleri Kanununun 2 nci maddesiyle kabul edilen toplu
mahkeme yaklaşımı, Anayasa Mahkemesince 1970 yılında iptal edildiği halde Kanunun 1 inci
maddesinde iş mahkemelerinin görevini toplu olarak yapmasına ilişkin hükümler söz
konusudur. Yine, İş Mahkemeleri Kanununun 9 uncu ve 10 uncu maddeleri yürürlükte
olmalarına rağmen bu maddelerin uygulamaları kalmamıştır. 5521 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinde yer alan şifahi yargılama usulü, 6100 sayılı Kanunun 447 nci maddesindeki genel
atıf sebebiyle basit yargılama usulüne dönüşmüş bulunmaktadır.
Öte yandan İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 1950 yılından bugüne kadar
geçen 66 yılda, iş hayatı çok hızlı bir değişim ve gelişim göstermiştir. Nüfus artmış, iş alanları
ve iş yapma şekli değişmiş, teknoloji olağanüstü seviyede gelişmiş, sosyal güvenlik hukukuna
ilişkin alan genişlemiş ve işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlık çeşit ve sayısı ciddi oranda
artış göstermiştir. Bu durum, iş mahkemelerinin yükünü de diğer hukuk mahkemelerine
oranla daha fazla artırmıştır.
Bütün bu nedenlerle; iş yargılamasının özelliği, işçi ve işveren arasındaki ilişkinin
niteliği, iş mahkemelerinin iş yükü ve iş davalarının ortalama görülme süreleri ile 6100 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınarak 5521 sayılı Kanunun yeniden ele alınması gerekmiştir.
Tasarıyla, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu tamamen yürürlükten kaldırılarak,
yerine yeni bir İş Mahkemeleri Kanunu getirilmektedir. Tasarı, iş mahkemelerinin kuruluş,
görev ve yargılama usulleri ile zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri kapsamaktadır.
Tasarının 3 üncü maddesiyle, kanundan, bireysel ve toplu iş sözleşmesinden
kaynaklanan işçi alacakları ile işe iade taleplerinde dava açmadan önce arabulucuya başvurma
zorunluluğu getirilmektedir. İş mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıkların yapısı,
tarafların konuyu müzakere ederek anlaşmaları suretiyle sonuçlandırılmasına uygundur. Bu
uyuşmazlıkların, mahkeme dışında alternatif uyuşmazlık çözüm yolları marifetiyle
çözülmesinin gerekliliği, özellikle son yıllarda konunun paydaşları ve aktörleri tarafından dile
getirilmektedir. Tasarıyla kabul edilen önce arabulucuya başvurma zorunluluğunun, iş
uyuşmazlıklarının, kısa süre içinde ve daha az masrafla çözülmesine yardımcı olacağı
düşünülmekte ve böylece, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılanma
ilkesinin gereği yerine getirilmektedir. Ayrıca bu yöntemin, uyuşmazlığı temelinden
9/19
sonlandırması, maddi ya da şekli başka herhangi bir uyuşmazlığın doğmasını engellemek
suretiyle sosyal barışa katkı sağlaması öngörülmektedir. Arabuluculuk müzakerelerinin gizli
olması dikkate alındığında iki tarafın sırlarını korumaya elverişli bu yöntemde tarafların
örselenmeden uyuşmazlığı sona erdirme imkânına sahip olacakları düşünülmektedir.
2012 yılında kabul edilen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Kanunu uyarınca iş uyuşmazlıkları ihtiyari olarak arabulucuya götürülebilmektedir. İki buçuk
yıllık uygulama sonunda arabulucuya götürülen toplam hukuk uyuşmazlıklarının yüzde
72’sinin işçi-işveren uyuşmazlığı olduğu ve bunların yüzde 100’e yakın oranda anlaşmayla
sonuçlandığı görülmüştür. Arabulucuya giden iş uyuşmazlıklarının yaklaşık yüzde 85’i bir
gün veya bir günden daha az süren müzakerelerle sonuçlandırılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 10/07/2013 tarihli ve E. 2012/94 ve K. 2013/89 sayılı
kararında da belirtildiği gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri yargının alternatifi olan
ve dolayısıyla yargısal sistemin yerine ikame edilmeye çalışılan veya onunla rekabet içinde
bulunan bir süreçler bütünü değildir. Tam tersine uyuşmazlıkların çözümü için öngörülen
yöntemlere ilave edilmiş tamamlayıcı yöntemler topluluğudur. Tasarıda öngörülen
uyuşmazlıklar bakımından, tarafların mahkemeye dava açmadan önce arabulucuya gitmesi
zorunlu olup tarafların serbest iradeleriyle yürütülen arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma
zorunluluğu bulunmamaktadır. Arabulucuda anlaşılamaması halinde tarafların mahkeme
huzurunda haklarını aramaları mümkündür. Bu sebeple mahkemeye dava açmadan önce
arabulucuya gidilmesinin zorunlu tutulması, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak
arama özgürlüğünün ihlali anlamına gelmemektedir.
Tasarıyla işe iade talepleri yönünden de, arabulucuya başvurma zorunluluğu getirildiği
için bu talebi düzenleyen 4857 sayılı İş Kanununun 20 ve 21 inci maddelerinde değişiklik
yapılması zarureti doğmuştur. Öte yandan 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde
düzenlenen ve uygulamada “işe başlatmama tazminatı” ile “boşta geçen süre alacağı” olarak
nitelenen alacakların ay esaslı değil parasal miktar esaslı belirlenmesine ilişkin düzenleme
yapılmaktadır. Böylece işe iade konusunda mahkeme kararıyla hüküm altına alınan bu iki
alacağın tahsili amacıyla yeni bir dava açılmasına gerek kalmayacaktır.
Bölge adliye mahkemelerinin 20/07/2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamalarına
ilişkin Resmi Gazetede yapılan ilan dikkate alınarak 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Kanununda düzenlenen bazı uyuşmazlıklara ilişkin davaların, Yargıtay yerine
bölge adliye mahkemesinde kesinleşmesi öngörülmektedir.
Son olarak 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun yürürlüğe
girdiği günden bugüne kadar uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik olarak
bazı düzenlemeler de yapılmaktadır.
10/19
MADDE GEREKÇELERĠ
MADDE 1- Maddeyle, kanunun amacının, iş mahkemelerinin kuruluş, görev ve
yargılama usulleri ile zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri düzenlemek olduğu
belirtilmektedir.
MADDE 2- Maddeyle, iş mahkemelerinin kurulacağı yerler tabiî hâkim ilkesi dikkate
alınarak kanunla belirlenmektedir. 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ve 5235
sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev
ve Yetkileri Hakkında Kanunda düzenlenen hukuk mahkemelerinin kuruluş usulüne uygun
olarak iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek
hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde
kurulacaktır.
İş mahkemelerinin kurulduğu yerlerde iş yoğunluğu dikkate alınarak bu mahkemelerin
birden fazla dairesi oluşturulabilecektir. Bu durumda daireler numaralandırılacaktır.
Mahkemenin birden fazla dairesinin bulunduğu yerlerde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla,
gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Kurul
tarafından belirlenebilecektir. Kurulun bu kararından sonra, daireler tevziden gelen tüm
dosyalara bakmak zorunda olacak ve dosyanın başka bir dairenin ihtisas alanına girdiğinden
bahisle görevsizlik kararı veremeyecektir.
Öte yandan, iş mahkemesi kurulmasına lüzum görülmeyen yerlerde bu mahkemenin
görev alanına giren dava ve işler, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince görülecektir. Asliye
hukuk mahkemesi bu Kanundaki usul ve esasları uygulayacaktır.
MADDE 3- Maddeyle, bir kısım iş uyuşmazlıkları için zorunlu arabuluculuk
uygulaması getirilmektedir. Bu kapsamda kanuna veya bireysel yahut toplu iş sözleşmesine
dayanan işçi alacakları ile işe iade talebiyle açılacak davalarda, dava açılmadan önce
arabuluculuğa başvurma zorunluluğu kabul edilmektedir. Düzenleme uyarınca, 4857 sayılı İş
Kanunu ile diğer kanunlardan kaynaklanan işçi alacakları için öncelikle arabulucuya
başvurma zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu kapsamda, 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanununun Altıncı Bölümünde düzenlenen “Hizmet Sözleşmeleri” kapsamındaki işçi
alacaklarının da zorunlu arabuluculuğa tabi olması öngörülmektedir.
Arabulucuya başvurma zorunluluğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca dava şartı
olarak kabul edilmektedir. Ancak, zorunlu arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında bu dava
şartı noksanlığını tespit eden hâkimin, davayı usulden reddetmesi gerektiği; noksanlığı
gidermesi için davacıya süre veremeyeceği hükme bağlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, zorunlu arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında,
başvurular karşı tarafın yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna
yapılacaktır. Karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki arabuluculuk
bürosuna yapılan başvuru yeterli sayılacaktır. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde
başvuruların, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen
sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılması gerekmektedir. Ayrıca, aşağıda
belirtilen ve büro tarafından yapılması öngörülen işlemler de anılan yazı işleri müdürlüğü
tarafından yerine getirilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı
arabuluculardan zorunlu arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da
belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına
göre listeleyecek ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirecektir. Arabulucu, bu
listeden taraflarca belirlenecek ve arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirilecektir.
11/19
Uyuşmazlığın, her iki tarafın birlikte belirlediği arabulucu huzurunda müzakere edilmesinin
anlaşma ihtimalini artırması beklenmektedir. Tarafların herhangi bir arabulucu üzerinde
anlaşamamaları halinde ise görevlendirmenin, arabuluculuk bürosu tarafından doğrudan
yapılması öngörülmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasıyla, arabuluculuk bürosu tarafından, tarafların anlaşması
üzerine veya doğrudan görevlendirilen arabulucunun, görevlendirme bildirimini aldıktan
sonra vakit kaybetmeksizin her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda
tarafları bilgilendirmesi ve ilk toplantıya davet etmesi hükme bağlanmaktadır. Arabuluculuk
müzakereleri tamamlandığında da, arabulucunun, durumu derhal arabuluculuk bürosuna
bildirmesi ve düzenleyeceği son tutanağı arabuluculuk bürosuna göndermesi gerekmektedir.
Maddenin beşinci fıkrasına göre, arabuluculuk görüşmeleri, arabulucunun,
arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde
sonuçlandırılmalıdır. Arabulucunun bu süreyi görüşmelerin gidişatını dikkate alarak zorunlu
hallerde en fazla bir hafta daha uzatma yetkisi bulunmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasında arabuluculuk ücreti düzenlenmektedir. Buna göre
tarafların arabulucu huzurunda anlaşmaları halinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari
Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde
karşılanacaktır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret
miktarından az olmayacaktır. Tarafların arabulucu huzurunda anlaşamaması halinde ise,
arabuluculuk görüşmelerinin ilk iki saatlik bölümü Hazineden, iki saati aşan kısmı ise aksi
kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde, Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanacaktır.
Hazineden karşılanan ve taraflarca ödenen arabuluculuk ücretinin, yargılama giderlerinden
sayılması öngörülmektedir.
Tarafların arabuluculuk görüşmelerine katılmasının önemine binaen maddenin yedinci
fıkrasında, geçerli bir mazeret göstermeksizin arabuluculuk görüşmelerine katılmayan tarafın
son tutanakta belirtilmesi ve bu tarafın davada lehine karar verilmiş olsa bile, yargılama
giderinin tamamını ödemeye mahkûm edilmesine ilişkin hüküm sevk edilmektedir. Örneğin;
arabuluculuk sürecine geçerli bir mazeret göstermeksizin katılmayan işveren, davada haklı
çıksa bile, yargılama giderlerinin tamamını ödemek zorunda kalacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasında adli yardıma ilişkin hüküm düzenlenmektedir.
Arabuluculuk ücretini karşılamak için adli yardıma ihtiyaç duyan tarafın, arabuluculuk
bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk hâkiminin kararıyla adli yardımdan
yararlanabilmesi öngörülmekte; bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334 ila 340 ıncı
maddelerinin kıyasen uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddenin dokuzuncu fıkrasıyla, arabuluculuk aşamasının zamanaşımı ve hak
düşürücü süreye etkisi düzenlenmekte olup, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından, son
tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımının durması ve hak düşürücü
sürenin işlememesi öngörülmektedir.
Maddenin onuncu fıkrasında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde, niteliğine
uygun düştüğü ölçüde 6325 sayılı Kanun hükümleri uygulanması; onbirinci fıkrasında ise
arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine
ilişkin diğer hususların Adalet Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi hüküm
altına alınmaktadır.
MADDE 4- 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılmasına Dair Kanunun 64 üncü maddesiyle kabul edilen zorunlu sigortalılık
sürelerinin tespiti talepleri dışındaki talepler yönünden dava açılmadan önce, Sosyal Güvenlik
Kurumuna müracaat zorunluluğuna ilişkin hüküm korunmaktadır. Aynı şekilde, zorunlu
sigortalılık sürelerinin tespiti talebiyle işveren aleyhine açılan davalarda; davanın Kuruma
12/19
resen ihbarını, Kurumun feri müdahalesini ve kanun yoluna başvuruyu düzenleyen fıkra
hükmü de aynen muhafaza edilmektedir.
MADDE 5- Maddeyle, iş mahkemelerinin görev alanı belirlenmektedir. Mülga 5521
sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesinde, iş kanunlarına göre işçi sayılan kimseler
ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanan davaların iş
mahkemelerinin görev alanına girdikleri belirlenmiştir. Düzenlemeyle, iş mahkemelerinin
görev alanı genişletilerek, 5521 sayılı Kanunda düzenlenen uyuşmazlıklar yanında Türk
Borçlar Kanununun İkinci Kısmı Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerinden
kaynaklanan işçi ve işveren uyuşmazlıkları da kapsama alınmaktadır.
Böylece iş mahkemeleri, işçi ve işveren arasındaki tüm ihtilafları çözmekle
görevlendirilerek tam bir özel uzmanlık mahkemesi haline getirilmektedir.
Bu yaklaşımla, benzer konularda istikrarlı kararların verilmesi sağlanacak, uzmanlık
sebebiyle kısa sürede daha güvenilir bir sonuç elde edilecek ve yargı yoluna başvuranların
hakları daha iyi korunacaktır. Ayrıca mülga 5521 sayılı Kanunda “İş Kanununa dayanan her
türlü hak iddiası” ibaresi yer alırken, düzenlemede “sözleşmeden veya kanundan doğan her
türlü hak iddiaları” ibaresine yer verilmektedir. Bu ibare, kapsamı daha iyi belirleyecek ve
ortaya çıkabilecek tereddütleri giderebilecek niteliktedir.
Maddenin, birinci fıkrasının (b) bendine göre, Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türkiye İş
Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar da iş
mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Yine (c) bendinde belirtildiği üzere 854 sayılı
Deniz İş Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla
Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanundan kaynaklanan idari para
cezalarına ilişkin itirazlara da iş mahkemelerinde bakılacaktır. Ayrıca, son bentle özel
kanunlarla iş mahkemelerinin görevlendirildiği haller de madde kapsamına alınmaktadır.
MADDE 6- Maddeyle, iş mahkemelerinde açılacak davalar yönünden yetkili
mahkeme belirlenmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki yetki hükümlerine uygun
olarak iş mahkemelerinde açılacak davalarda davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı
tarihteki yerleşim yeri mahkemesi; iş hukukunun genel prensipleri itibariyle de işin yapıldığı
yer mahkemesi yetkili mahkeme olarak belirlenmektedir. Davacı, anılan iki yer mahkemesini
de yetkili sayarak dava açabilir.
Ayrıca, iş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklı
tutulmaktadır.
Maddede düzenlenen yetki kuralları, hâkim tarafından kendiliğinden dikkate
alınacaktır. Davanın tarafları da davanın her aşamasında yetki itirazında bulunabileceklerdir.
Bu kanunla yürürlükten kaldırılan 5521 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde iş mahkemelerinin
yetkisi düzenlenmiş, bu düzenlemeye aykırı yetki sözleşmelerinin muteber sayılmayacağı
hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 17 inci maddesi uyarınca
ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilir. İş sözleşmesiyle çalışan
işçilerin tacir veya kamu tüzel kişisi statüsünde olmaları söz konusu olmadığına göre bir tarafı
işçi olan uyuşmazlıklar için yetki sözleşmesi yapılması mümkün değildir. Bu sebeple 5521
sayılı Kanunda yer alan yetki sözleşmesinin muteber sayılmayacağına ilişkin hükmün
tekrarlanmasına lüzum görülmemektedir.
MADDE 7- Maddeyle, iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanması
kabul edilmektedir.
İş mahkemelerinde, dava yığılması söz konusu olduğunda her bir talep açısından
vakıalar, ispat yükü ve delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
13/19
MADDE 8- Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yoluna
ilişkin hükümlerinin iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanması
öngörülmektedir.
Uygulamada, iş mahkemeleri tarafından verilen kararlar aleyhine kanun yoluna
başvurulması durumunda sürenin tefhimden veya tebliğden başlaması konusunda tereddütler
söz konusudur. Ayrıca 5521 sayılı Kanunun öngördüğü temyiz süresi, 6100 sayılı Kanunun
diğer hukuk mahkemeleri için öngördüğü temyiz süresinden farklı ve daha kısadır.
Düzenlemeyle, bir yandan temyiz süresi diğer hukuk mahkemeleriyle eşitlenmekte, diğer
yandan sürenin tebliğden itibaren başlaması tercihi açık bir şekilde yapılarak, bu konudaki
tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 5521 sayılı Kanunda katılma yoluyla temyiz düzenlenmemiş olup,
uygulamada da bu yöntem kullanılamamaktadır. Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun kanun
yollarına ilişkin hükümlerine atıf yapıldığından iş mahkemelerince verilen kararlar yönünden
de katılma yolu ile kanun yoluna başvuru kabul edilmektedir.
İşçi alacaklarına ilişkin davaların büyük çoğunluğu, davacının aynı davalıya karşı,
birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi şeklinde
açılmaktadır. 6100 sayılı Kanunun 110 uncu maddesi, bu şekilde açılan davaları, “davaların
yığılması” şeklinde nitelemektedir. Uygulamada yığılan davalar bakımından kesinlik sınırının,
her bir talep için ayrı ayrı mı, yoksa taleplerin toplamı üzerinden mi değerlendirilmesi
gerektiği konusunda tereddütler yaşanmaktadır. Düzenlemeyle davaların yığılması
durumunda kesinlik sınırının her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul
edilmektedir.
Dördüncü fıkrayla, kanun yoluna başvurulan iş mahkemesi kararlarının, bölge adliye
mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde incelenip sonuçlandırılması esası benimsenmektedir.
MADDE 9- Maddeyle, iş mahkemelerince verilip temyiz edilemeyen, bir başka
ifadeyle kanun yoluna başvuru imkânı istinafla sınırlanan kararlar düzenlenmektedir. Bu
kapsamda İş Kanununun 20 nci maddesinde düzenlenen fesih bildirimine itiraz davaları ve
işveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca işçiye verilen
disiplin cezalarının iptali için açılan davalar ile Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununda
düzenlenen bazı davalar bölge adliye mahkemesinde kesinleşecektir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362 nci maddesinde “Temyiz edilemeyen kararlar”
başlığı altında bölge adliye mahkemelerince verilen ve tahdidi olarak sayılan hukuk
mahkemesi kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. Anılan
hüküm iş mahkemeleri için de geçerlidir. Bu kapsamda örneğin, miktar veya değeri
yirmibeşbin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin olarak iş mahkemelerince
verilen kararlar da istinaf merciinde kesinleşecektir.
Düzenlemeyle Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki genel düzenleme yanında, iş
hukukunun prensipleri dikkate alınarak daha kısa sürede kesinleşmesinde yarar umulan dava
türlerinin de istinaf merciinde kesinleşmesi öngörülmekte ve böylece bir yandan da
Yargıtay’ın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır.
MADDE 10- Maddeyle, uygulamada herhangi bir tereddüde meydan vermemek
amacıyla bu Kanunda hüküm bulunmayan haller bakımından 6100 sayılı Kanuna genel bir
atıf yapılmaktadır.
MADDE 11- Maddeyle, 5521 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması
öngörülmektedir.
14/19
MADDE 12- Maddeyle, mevzuatta 5521 sayılı Kanuna yapılan atıfların bu Kanuna
yapılmış sayılmasına ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
MADDE 13- Maddeyle, fesih bildirimine itirazda hak düşürücü sürenin, fesih
bildiriminin tebliği tarihi yerine, bildirim tarihi ile başlayacağı kabul edilmektedir. Zira
işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkını kullandığı durumlarda işveren, bildirimin
tebliğini yapmak zorunda değildir. Tebliğe gerek olmayan bu durumlarda hak düşürücü süre
zaten bildirimden itibaren başlamaktadır.
Geçerli nedenle feshin sözlü olarak bildirilmesi ve bu konuda bilahare yazılı olarak
bildirim de yapılması halinde hak düşürücü sürenin hangi tarihten itibaren işlemeye
başlayacağı noktasında uygulamada bazı tereddütler mevcuttur. Bu kapsamda hak düşürücü
sürenin, sözlü bildirim tarihinden veya yazılı olarak bildirim yapıldığı tarihten başlayabileceği
noktasında görüşler dile getirilmektedir. Düzenlemeyle hak düşürücü sürenin, Yargıtay’ın
istikrar kazanmış içtihatları doğrultusunda sözlü bildirim tarihinden başlatılması tercih
edilerek bu konudaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.
İş Mahkemeleri Kanunuyla kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi
alacakları ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabuluculuğa başvurma zorunluluğu
getirilmiştir. Maddeyle, iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep
gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasıyla bildirimden itibaren, bir ay
içinde İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorunda olduğu;
arabuluculuk sürecinde anlaşılamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren,
iki hafta içinde iş mahkemesinde işe iade talebiyle dava açabileceği hükme bağlanmaktadır.
Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de
götürülebilecektir.
Ayrıca, arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması ve bunun sonucunda
mahkemece davanın 6100 sayılı Kanununun 115 inci maddesi uyarınca usulden reddedilmesi
halinde kesinleşen kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya
başvurulabileceğine dair düzenleme yapılmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında bu madde uyarınca açılacak davanın iki ay içinde
sonuçlandırılması; mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması halinde,
bölge adliye mahkemesince bir ay içinde kesin olarak karar verilmesi öngörülmektedir.
MADDE 14- Fesihte, işverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin
geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edildiğinde feshin
geçersizliğine ve işe iadeye karar verileceği öngörülmektedir. Uygulamada mahkemeler
tarafından feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadeye karar verilmekte olup, düzenlemeyle “işe
iade” kavramı kanun metninde ifade edilmiş olmaktadır. İşçinin başvurusu üzerine işverence
bir ay içinde işe başlatılmaması durumunda, en az dört aylık, en çok sekiz aylık ücreti
tutarında bir tazminatın işçiye ödenmesi yönündeki mevcut düzenleme korunmaktadır.
İşçinin çalıştırılmadığı (boşta geçen) süre alacağının en çok dört ayla sınırlı olduğu
yönündeki mevcut düzenleme muhafaza edilmekte ancak boşta geçen süreye ait ödemenin
mahiyeti “tazminat” olarak nitelenmektedir. Buna göre feshin geçersizliğine karar veren
mahkeme veya özel hakem, işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aylık ücreti tutarında
bir tazminata ayrıca hükmedecektir.
Mevcut düzenleme gereği işçinin çalıştırılmadığı, en çok dört aya kadar olan süre,
hizmet süresine eklenmekte ve bu süre için sigorta primi kesilmektedir. Geçersiz sayılan
fesihte işçiye ihbar ve kıdem tazminatı ile diğer yasal hakları işverence ödenmiş olsa dahi,
hizmet süresine eklenen bu dört aylık süre sebebiyle ihbar ve kıdem tazminatı veya yıllık izin
ücreti farkları ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle işçinin işe iadesi amacını taşıyan iş
güvencesi kurumu, sıklıkla fark işçilik alacakları sebebiyle yeni davalara neden olmakta ve iş
15/19
yargısının yükünü artırmaktadır. İşçinin en çok dört aya kadar boşta geçen süre içinde iş
görme edimini yerine getirmediği de dikkate alındığında, yapılan ödemenin “ücret” olarak
değil “tazminat” olarak nitelendirilmesi gerekmiştir. İşverenin geçersiz feshi sonucu işçinin
işyerinde çalışamadığı süreden en çok dört aylık bölümü için mahrum kaldığı miktar, tazminat
olarak ödenmelidir. Bu durumda boşta geçen süreye ait ödemeden (tazminattan) sigorta
primleri de kesilmeyecektir. Bunun gibi işçinin aynı dönemde başka işyerlerinde çalışmasına
bağlı sigorta primi çakışması ile işçinin emekli olması halinde boşta geçen süreyi ilgilendiren
ödemeler sebebiyle sonradan Sosyal Güvenlik Kurumuna prim ödenmesine bağlı olarak
emekliliğin iptali gibi uygulama sorunları ortaya çıkmayacaktır.
Maddenin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca hükmedilecek tazminatın mahkeme veya
özel hakem tarafından parasal olarak belirlenmesi öngörülmektedir. Bu dava sonucunda
işçinin işe başlatılmadığı tarih önceden belirlenemeyeceğinden, her iki tazminatın hesabı iş
sözleşmesinin feshedildiği tarihteki ücret üzerinden yapılacaktır. Boşta geçen süreyle ilgili
tazminat, karar tarihine kadar geçen süre için en çok dört ay ile sınırlı olarak belirlenecektir.
Mevcut uygulamada, işverence işe başlatılmamanın karşılığı olan tazminat, işçinin en
az dört en çok sekiz aylık ücreti tutarı dikkate alınıp ay esaslı olarak hüküm altına
alınmaktadır. Kararda bu tazminatın parasal karşılığı, miktar olarak açıkça yer almamaktadır.
Yine mevcut uygulamada boşta geçen süre ücreti de miktar olarak belirlenmemektedir. Bunun
sonucu olarak, kesinleşen işe iade kararı üzerine işe başlamak için başvuran ve işverence işe
başlatılmayan işçinin yeni bir dava açması ve daha önce hükümde geçen sürelere ait ücretlerin
bu defa da tahsiline karar verilmesini istemesi gerekmektedir. Bu durum iş yargısının yükünü
artırdığı gibi, iş güvencesinin etkinliğini de zayıflatmaktadır. Kesinleşen bir yargı kararına
rağmen işe başlatılmamanın telafisi için, işçinin yeni bir dava açmak zorunda olması usul
ekonomisi bakımından da uygun görülmemektedir.
Yine mevcut uygulamada, işçinin mahkeme veya hakem kararına rağmen işe
başlatılmadığı tarih tespit edilerek bu tarihteki ücretin belirlenmesi ile buna göre tazminat
hesabı gerekmekte ve yeni ispat sorunları gündeme gelmektedir. Yapılan düzenlemeyle feshin
geçersizliğinin tespiti ve işe iadeye ilişkin karar, her iki tazminatı parasal miktar olarak
içerecek ve işçinin işe başlatılmaması durumunda hüküm, ilamlı icraya konu olabilecektir.
İşçinin işe başlatılması durumunda, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile
kıdem tazminatının, işçiye boşta geçen süreye dair ödenmesi gereken tazminattan mahsup
edileceği yönündeki mevcut düzenleme korunmaktadır. Ancak düzenlemeyle, işe
başlatılmayan işçiye, yasal şartların oluşması durumunda ödenecek kıdem ve ihbar tazminatı
ile yıllık izin ücreti gibi feshe bağlı hakların, mahkemece birinci fıkra uyarınca geçersiz
sayılan fesih tarihi esas alınarak belirlenmesi öngörülmektedir. Yapılan değişiklikle, işe
iadesine karar verilen işçinin, işveren tarafından işe başlatılmadığı tarihin, iş sözleşmesinin
sona erdiği tarih olarak kabulü şeklindeki mevcut uygulamadan vazgeçilmektedir. Mevcut
uygulamada, geçersiz sayılan fesihte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretleri
ödenmiş olsa dahi, işe başlatmama anındaki ücret veya kıdem tazminatı tavanı esas
alındığında fark tazminatlar veya alacaklar ortaya çıkmaktadır. Yine dört aya kadar boşta
geçen sürenin hizmet süresine eklenmesi sonucu -miktar olarak az da olsa- her zaman fark
tazminatlar ve alacaklar doğabilmektedir. Bu nedenle iş güvencesi hükümleri, iş ilişkisinin
devamlılığını sağlama amacından uzaklaştığı gibi birden çok dava üreten bir uygulamayı
gündeme getirmiştir. Yapılan değişiklikle, mahkemece veya hakem tarafından geçersizliğine
karar verilen fesih tarihindeki işçinin hizmet süresi ve ücreti dikkate alınarak, feshe bağlı
tazminat ile alacakların hesaplanması öngörülmektedir. Öte yandan düzenlemeyle, yetki
tespitine itiraz davaları ile iş güvencesinin kapsamı açısından otuz işçi sayısının tespitinde
derdest olan işe iade davalarının bekletici mesele yapılması yönündeki davayı uzatan
uygulamalar da ortadan kalkmış olacaktır.
16/19
İşe iade talepleri, feshin bildiriminden itibaren işleyecek bir aylık hak düşürücü süreye
tabidir. İşçinin bu süre içinde arabulucuya gitme zorunluluğu sebebiyle, arabulucuya başvuru
anında süre durmuş olsa da, hak düşürücü sürenin nispeten kısa olması, arabulucuya kaçıncı
gün gidildiği ve son tutanağın düzenlendiği tarih itibarıyla hak düşürücü süreden kalan
sürenin ne kadar olduğunun belirlenmesindeki güçlüklerden dolayı, düzenlemeyle
anlaşmazlığa dair son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren yeniden iki haftalık dava açma
süresi tanınmaktadır.
Arabuluculuk aşamasında tarafların işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları
halinde, işe başlatma tarihi ile işe başlatmamanın sonuçlarının da belirlenmesi gerektiği
hükme bağlanmaktadır. İşe başlatma tarihinin belirlenmemiş olması halinde, anlaşma
tarihinden itibaren bir ay içinde işverenin herhangi bir başvuru şartı aranmaksızın işçiyi işe
başlatması zorunlu hale getirilmektedir. Diğer yandan arabuluculuk aşamasında taraflarca işe
başlatmamanın sonuçları belirlenmemiş ve işçi de işe başlatılmamış ise birinci ve ikinci
fıkrada belirtilen tazminatların ödenmesi söz konusu olacaktır. Bu tazminatlar için yeniden
arabuluculuk sürecinin işletilmesine gerek görülmemekte ve doğrudan mahkemeden talep
imkânı getirilmektedir. Arabuluculuk sürecinde işe başlatma yönünden anlaşmaya rağmen işçi
işe başlatılmamış ve işe başlatmamanın sonuçları belirlenmemiş ise, işçiye birinci fıkra
uyarınca ödenmesi gereken tazminatın alt sınırı artırılmaktadır. İşçinin kararlaştırılan tarihte
işe başlamaması halinde ise fesih geçerli hale gelecektir.
Maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinin sözleşmeler ile
değiştirilemeyeceği, aksine sözleşmenin geçersiz olduğu yönündeki mevcut düzenleme
korunmaktadır. Ancak arabuluculuk sürecindeki anlaşmaya dair hükümler saklı tutularak,
arabuluculuk aşamasında işe başlatma tarihi ile işe başlatmamanın sonuçlarının yasal
sınırlamalarla bağlı olmaksızın serbestçe belirlenebilmesi imkanı tanınmaktadır.
MADDE 15- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146 ncı maddesi uyarınca kanunda
aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Anılan Kanunun
147 nci maddesi uyarınca ücret gibi dönemsel edimler için beş yıllık zamanaşımı süresi
öngörülmüştür. İş Kanununun 32 nci maddesinde yer alan “Ücret alacaklarında zamanaşımı
süresi beş yıldır.” şeklindeki hüküm de bu düzenlemeyle uyumludur.
Feshe bağlı alacaklar, 6098 sayılı Kanunun 146 ncı maddesi uyarınca on yıllık
zamanaşımına tabidir. İşverenler yönünden bu sürenin uzun olduğu, yapılan bir fesih
sebebiyle on yıl boyunca dava tehdidi ile karşı karşıya kalınmasının yeni yatırımlar yapılması
konusunda işverenlerin cesaretini kırdığı ve ekonomik anlamda önünü görme ve plan yapma
konusunda sıkıntılar yaşanmasına sebep olduğu sıklıkla dile getirilmektedir. İşçiler yönünden
ise fesih tarihinin tartışmasız ve net bir şekilde bilindiği, feshe bağlı alacağını dava etmek
isteyen işçi için günümüz iletişim imkanları ve bilgilendirilme durumu dikkate alındığında,
fesihten itibaren on yıllık sürenin çok uzun olduğu, kendi alacağına karşı uzun süre kayıtsız
kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığı ifade edilmektedir. Bu sürenin
kısaltılmasının, işçinin yeni iş bulma ve geleceğini planlamasına katkı sağlayacağı ve feshe
bağlı alacağını talep etmek konusunda bir an önce harekete geçmesinin lehine olan delillerin
korunmasına yardımcı olacağı da dile getirilmektedir. Bu kapsamda işçi ve işveren arasındaki
uyuşmazlığın olabilecek en kısa sürede çözümlenmesinin sosyal barışa katkısına da dikkat
çekilmektedir.
Mukayeseli hukuk incelendiğinde Almanya ve Fransa gibi ülkelerin hukuk barışını
temin etmek amacıyla, delillerin korunmasındaki zorluğu, teknolojik gelişmeleri ve
iletişimdeki sürati gerekçe göstererek zamanaşımı süresini kısaltma yoluna gittikleri
görülmektedir. Bu kapsamda Almanya, otuz yıllık zamanaşımı süresini üç yıla, Fransa ise
yine otuz yıllık zamanaşımı süresini beş yıla indirmiş bulunmaktadır.
17/19
Bu gerekçelerle, feshe bağlı alacakların zamanaşımı süresinin iki yıl olarak
belirlenmesinin taraf menfaatlerine uygun ve sosyal barışa katkı sağlayacağı
değerlendirilmektedir. İşçi yönünden ise bu sürenin yeterli olacağı düşünülmektedir.
MADDE 16- Maddeyle, bu Kanunla İş Kanununa eklenen ek 3 üncü maddedeki
zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanma zamanı düzenlenmektedir. Buna göre; anılan
hüküm, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra gerçekleşen fesihlerden kaynaklanan ücret
ve tazminatlar hakkında uygulanacaktır.
MADDE 17- Maddeyle, arabuluculuğun tanımı değiştirilmekte ve arabuluculuk
görüşmelerinde tarafların bir çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde, arabulucunun
çözüm önerisi getirebilmesine imkan tanınmaktadır. Ayrıca, idarelerin de arabuluculuk
görüşmelerine katılabilmeleri mümkün olduğundan “idare”nin tanımı yapılmaktadır.
MADDE 18- 6325 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde yapılması öngörülen
değişikliğin zorunlu sonucu olarak arabuluculuk görüşmelerine, taraflar dışında katılan
kişilerin gizliliğe riayet etmek zorunda oldukları hükme bağlanmaktadır.
MADDE 19- Maddeyle, sicile kayıtlı arabulucuların, arabulucu unvanını uzmanlık
alanlarıyla birlikte kullanabilmeleri hükme bağlanmakta ve bu konudaki usul ve esasların
Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından belirlenmesi öngörülmektedir.
MADDE 20- Maddeyle, “vekil” ifadesinin kapsamı sebebiyle yaşanan uygulama
sorunlarının giderilmesi amaçlanmakta ve tarafların arabuluculuk görüşmelerine “avukat”ları
aracılığıyla katılabilecekleri net bir şekilde düzenlenmektedir.
MADDE 21- Maddeyle, yaşanan uygulama sorunlarının giderilmesi amacıyla
tarafların bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla arabuluculuk görüşmelerine
katılabilecekleri hüküm altına alınmakta ve ayrıca, uyuşmazlığın çözümüne katkı
sağlayabilecek uzman kişilerin de müzakerelerde hazır bulundurulabileceği öngörülmektedir.
Arabuluculuk görüşmelerinde “idare”nin temsiline ilişkin hüküm getirilmekte ve
idareyi temsil eden komisyonun arabuluculuk müzakereleri sırasında aldıkları kararlar ve
yaptıkları işlemler nedeniyle, görevinin gereklerine açıkça aykırı davrandıklarının mahkeme
kararıyla tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu tutulamayacakları hükme
bağlanmaktadır. Komisyonun, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor
düzenlemesi ve raporu beş yıl boyunca saklaması öngörülmektedir.
Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde arabulucunun bir çözüm
önerisinde bulunacağı hükme bağlanmaktadır.
MADDE 22- Maddeyle, arabuluculuk faaliyetinin sona ermesine ilişkin hükümde
değişiklik yapılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
gereğince uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun anlaşılması halinde
arabuluculuk faaliyeti sona ermeyecek ve bu konuda da arabuluculuk görüşmeleri
yapılabilecektir.
MADDE 23- Maddeyle, arabulucu huzurunda anlaşılması halinde, üzerinde anlaşılan
hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır.
MADDE 24- Maddeyle, Arabuluculuk Daire Başkanlığının, sicile kayıtlı
arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet
18/19
komisyonlarına göre listelemesi ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına göndermesi
hüküm altına alınmaktadır. Bu halde, bir arabulucunun en fazla üç komisyon listesine
kaydolabilmesine imkan tanınmaktadır.
MADDE 25- Maddeyle, arabuluculuk teşkilatına, arabuluculuk büroları dahil
edilmektedir. Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve
kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlık tarafından uygun görülen
adliyelerde arabuluculuk büroları kurulacaktır. Adli yargı ilk derece mahkemesi adalet
komisyonu tarafından, münhasıran bu bürolarda çalışmak üzere bir yazı işleri müdürü ile
yeteri kadar personel görevlendirilmesi, arabuluculuk bürolarının, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev
yapması öngörülmektedir. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde bu büroların görevi, adli
yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilen sulh hukuk
mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından, ilgili hâkimin gözetim ve denetimi altında yerine
getirilecektir.
MADDE 26- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 27- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 28- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 29- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 30- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 31- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
19/19
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 32- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
MADDE 33- İş Mahkemeleri Kanununun “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar
başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan düzenlemenin zorunlu
sonucu olarak bu maddede değişiklik yapılmakta ve maddede düzenlenen davayla ilgili olarak
ilk derece mahkemelerince verilen kararın Yargıtay yerine bölge adliye mahkemesinde
kesinleşmesi öngörülmektedir.
GEÇĠCĠ MADDE 1- Geçici 1 inci maddenin birinci fıkrasıyla 5521 sayılı Kanun
gereğince kurulan iş mahkemelerinin, bu Kanun uyarınca kurulmuş iş mahkemeleri olarak
kabul edileceği hükme bağlanmaktadır. Bu sebeple bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten
önce açılmış olan davalar, açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam olunacaktır.
Kural olarak usul hükümleri derhal yürürlüğe girmektedir. Ancak bu Kanunla getirilen
zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin derhal yürürlüğe girmesi durumunda yargı
mercilerinin, görülmekte olan dosyaları arabuluculuğa başvuru zorunluluğu yönünden ele
almaları gerekecek olup, bu durumun getireceği sakıncalar dikkate alınarak geçici 1 inci
maddenin ikinci fıkrası sevk edilmektedir. Böylece Kanunun zorunlu arabuluculuğa ilişkin
hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar bakımından, zorunlu
arabuluculuk aşamasının tamamlanması için ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye
mahkemeleri ile Yargıtay tarafından usulden ret kararı verilemeyecektir.
Diğer mahkemelerin görev alanına girerken bu Kanunla iş mahkemelerinin görev
alanına dâhil edilen dava ve işler, geçici 1 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca iş
mahkemelerine devredilemeyecek; kesinleşinceye kadar ilgili mahkemeler tarafından
görülmeye devam olunacaktır. Örneğin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun genel hizmet
sözleşmelerine ilişkin hükümlerine istinaden asliye hukuk mahkemelerinde açılan davalar, bu
fıkra uyarınca ilgili mahkemelerce görülecektir.
MADDE 34- Yürürlük maddesidir.
MADDE 35- Yürütme maddesidir

Tarih:İş Hukuku

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir